"Birkaç ay önce eski bir arkadaşım sormuştu, "Sen bu adamı çok sevdin, neden? diye. "Konuşabiliyoruz, dedim ve bu o kadar müthiş bir şey ki, hiç susmasın, hiç susmayayım istiyorum." Anlatacak çok şeyimiz varmış birbirimize. Çok çay soğuttuk, çok geç kaldık, uykusuz kaldık, asansörün düğmesine basmayı çok unuttuk konuşacağız diye. Anlat, doğduğun günden itibaren anlat, diye oturtmuştum bir gün kaşıma. Her şeyi dinledim. Çocukluğunu, gençliğini, okul anılarını, akrabalarını, aşklarını, kızgınlıklarını, kırgınlıklarını, hayallerini pek çok şeyi. Bu ramazanda bir yere iftara gittik. Yan masaya genç bir çift oturdu ve iftar boyunca hiç konuşmadılar. Genç adam bir kez "su koy" dedi ve kız ona su doldurdu, o kadar. O masadaki negatif enerji aktı durdu bizim masaya. Göz ucumuzla izledik. Ben bi ara "Hadi gel konuşalım onlarla, biz onlardan büyüğüz,ömürlerini böyle zayi etmesinler"dedim. "Bırak zamanla anlarlar" dedi. Keşke konuşsaydık, belki da...
" Bu hareketsizliğin,korkuya dayanan bu tereddütün daha zararlı olduğunu,insan münasebetlerinde bir noktada taş kesilmiş gibi kalınamayacağını, ileriye atılmayan her adımın insanı geriye götürdüğünü ve yaklaştırmayan anların muhakkak uzaklaştırdığını karanlık bir şekilde seziyor ve içimde sessizce yanan, fakat günden güne büyüyen bir endişenin yer etmeye başladığını hissediyordum."
Yorumlar
Yorum Gönder